30 Mayıs 2011 Pazartesi

G düşüncesi

  
     Solumdaki açık camdan iktisat binasının önündeki boş yolu görmeye çalışırken yaşadığım gözü karalığın daha yeni dikiz aynasından güneşle göz sikişmesine bağladığımı düşünürken sol şeride  ‘dy 394 plakalı beyaz şahin marka arabanın arkasına geçmiştim. Aradaki mesafenin biraz artmasını ister vaziyette vitesi ikiye düşürerek ayağımı hafif hafif gazdan çektim. Az ilerdeki yol birleşiminden sola tam dönüş aldığından ve aradaki mesafeyi göz mezrolarımla hesapladıktan sonra sol elimle direksiyonu az bir şey sağa doğru kıvırırken sağ elimle de vitesi anlık bir refleksle bire takmayı başarmanın sevinciyle birlikte tanrının verdiği güce dayanarak direksiyonu tam sağa kırmış ve arabanın kıçını bir salıncak misali savurmuştum. O an tüm gözlerin benim üzerimde tüm kulakların ise asfalt ile sürtünmeden yumuşurak çıkardığı seste olduğundan adım gibi emindim, fakat henüz hevesimi tam olarak yerine getiremediğimin verdiği hırs duygusunun depreşmesi ; beni  arabayı yolun ortasına öyle dikey bir vaziyette ve hala o güzelim gidişatını korurken elime mıhlanmış o önümdeki simidi son bir hamleyle tam sağa kırma vazifesini  emrettim. Sağ omuzlarımın arkasında kalan ‘dy 394’ün sürücü koltuğundaki lavuğun bana daha yakın gözündeki o kanatlarından içeri doğru sırasıyla siyah,kahve,kırmızı,turuncu,sarı  ve tam o iki kanadının şadd-ül arab’ındaki  beyaz rengin göz alıcı şaşası baş döndürmesi yüzünden karşıdan gelen otobüsün farlarını o an idrak edebilmiştim ancak. Etrafımdaki seyr-i cemaat’in yüzü suyu hürmetine canımı dişime katıp el frenine doldur-boşalt taktiğini yaparak altımdaki canavarı dans ettiriyor gibi yüz seksen derece sağ dönderttiğimde  ‘de 394 yazısını karşı penceremden bakarken gördüm. Beynimin içindeki bir uğultu misali beni çağıran bir ses ışıltısına uyandığımda; otobüsün sol ön sinyanlleri ile benim kızımın sol arka stop lambaları arasında kalan iğne deliğinden gözüken altları hafif kızıllaşmış gözleriyle bana bakan güneşin saat 17:45 civarlarında olduğunu söyledi. İşte o an son bir kıvraklıkla arabayı oradan kaçırırmışçasına sola deviriyorken altımdaki dansözün sağ arka kaportasının köşesi ile şahin marka arabanın sol ön kaportasının arasında kalan o mesafeyi düşünürken ki G düşünecesinin hazzı beni bir hoş edip durduğunda ben arabayı şeride tam olarak sokmuştum. Dörtlü sinyali bir kereye mahsus yakıp söndürdükten sonra canavarın boğazına kuvvet deyip gazı köklercesine yoluma baktım.
           Boxerımdaki ıslaklığı hissettiğimde kendime gelmiştim ki kuş gibi olduğumu anladım. Bir sigara yakmaya o duygunun verdiği şiddetli perişanlıkla karar verdim. Sigaramı tüttürürken odamın duman altında kalışından emin olmamam için hiçbir sebep olmayacağını biliyordum. ‘amına koyim ne sigaraymış yeni ayıktım!’ dedim içimden..
        İki saat önceki ortamı düşünmemek elde bile değildi ki şahlanırcasına, fakat şov yapmaksızın kendimi bertaraf edişim geldi aklıma. Gülümsememek ne fayda. Hala tadının damağımla dilimin üstününde sürtünerek sevişmesine izin vermek zorundaydım. Yutkundukça boğazımdaki o suskunluğumun biriktirdiği sözcüklere değmesi tükürüğümün beni endişelendirmesi kalem tutmama mani olamıyordu tabi.
           Her şeyin bir rüyadan ibaret olmadığını ne denli kendime diretmeye çalışsamda başaramadım. Yanağımdan o paslanmış sakallarımın arasını yararak yastığıma süzülen ağaç sakızı kıvamındaki damlalara veda etmek boynumun borcuydu. Sanrılıarın sunduğu bu şehvetli yaşantı fragmanından sonra bir daha uyursam göreceğim rüyanın buna göre çok saçma olabileceği beklentisiyle uyanık kalmayı yeğledim.